Yaşamımızda o kadar çok şeyi içimize atıyoruz ki... Tüm dertler, yaşadığımız stres, hep içimizde birikiyor gözümüz dolduğu an ise kendimize bunu yediremeyip ağlamayı reddediyoruz halbuki ağlamak bazen en iyi çözüm yolu olabilir...
Çoğu zaman can acıttığını düşündüğümüz ağlama hissi aslında kendi kendimizle geçirdiğimiz en özel dakikalardır.
İtiraf edemediklerimizi söyleme, geciktirdiğimiz özrü dileme, sevgimizi gösterme ve içinde genellikle çaresizlik barındıran, kelimelere dökemediğimiz ve adlandıramadığımız duyguları serbest bırakmamızın en somut halidir.
Ağlamanın eyleminin kadını, erkeği yoktur.
Her insan ağlama ihtiyacı duyar ve ağladıkça rahatlar.
Toplumsal önyargılar nedeniyle bizim için çok özel ve gerekli olan bu eylemi sınırlandırarak, yasaklayarak, saklayarak yaşıyoruz maalesef. Ve bu şekilde öğretiyoruz çocuklarımıza.
“Sus, ağlama!’’ kelimelerini o kadar çok kullanıyoruz ki, çocuk neye, nasıl ve neden ağlaması gerektiğini tam olarak kestiremiyor.
Hep bir “hata mı yapıyorum’’ çelişkisine düşüyor. Oysa duygularımızın bilincine varmamıza yardımcı olan bu eylem, bizi zihinden uzaklaştırıp...