Bazı insanlar bir ülkeye sonradan gelir. Bazıları ise fark etmeden o ülkenin içinde büyür, o sokakların sesine, o şehrin kokusuna, o şarkıların ezgisine karışır. Ama resmi kayıtlarda hâlâ “yabancı”dır. Mona’nın hikâyesi tam da böyle bir yerde başlıyor.

Tahran doğumlu bir kadın… Mezopotamya’nın karma köklerinden gelen bir bilim insanı… İstanbul sokaklarında büyümüş, Sultanahmet’te ilkokula gitmiş, 90’lı yılların şarkılarını ezbere bilen biri. Akademik başarılarıyla adından söz ettirmiş, TÜBİTAK projelerinde yer almış, “En İyi Öğrenci” seçilmiş bir uzman eczacı.

Ama 13 yıldır yaşadığı ülkede hâlâ bir statü boşluğunda.

Bir yanda ödüller, projeler, sertifikalar, diplomalar… Diğer yanda ret yazıları, uzayan dosyalar, biten ikamet süreleri. Ev almış, borçlanmış, çalışmış, mücadele etmiş. Ama bugün hâlâ bir sorunun eşiğinde duruyor: “Burada kalabilecek miyim?”

Okuyacak olduğunuz röportajda aidiyetin, emeğin, kimlik arayışının ve bir kadının kendi ayakları üzerinde durma mücadelesinin hikâyesini bulacaksınız. Ve son cümlesi ise şu “Ben Türk olmak istiyorum. Çünkü burada mutluyum.”

İşte Mona Khorshıdtalab ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi…