Trabzon'a değil, Tanrı'nın bir mucizesine alçalır uçak. Sağınızda muhteşem dağlar. Bin bir renk sanırsınız ilk başta. Sonradan uyanırsınız, anlarsınız ki hepsi yeşildir. Bin ayrı yeşil.
O dağlar, tam altınızda, mavi-gri dalgalarını 2 bin metreden bile görebildiğiniz bir denizle buluşur. Buluşurdu demeli tabii. Artık buluşamıyor. Koskoca bir kılıç yarası ayırdı bu iki aşığı.
Bu topraklarda yapılan en büyük katliamlardan birine, Karadeniz otoyoluna kadar buluşurdu dağlarla deniz. O deli, hırçın deniz, otoyola çok direndi, doldurulan toprakları çektikçe çekti içine. Çok 'dur' demeye çalıştı ama dinlemediler. Yarıp ayırdılar ikisini. Halbuki dünyanın her yerinde olduğu gibi arkadan aşırtılmalıydı o yol, denizden aşırdılar.
Ayrıldılar. 'Herkes her an görsün o yolu' istedi o topraklardan olduğunu söyleyen zamanın başbakanı. İnsan kendi toprağını böyle yarıp, dağlar mı!
Dedik ya! Arkadan aşırtılmalıydı. Ve artık disko şarkısı sanılan 10. Yıl Marşı'nda söylenen de yapılmalıydı. Demirağlar artık oraya da ulaşmalıydı. Hala Samsun'a kadar gidebiliyor tren,
Samsun'a trenle giden de yok ya, neyse! Kim biner ki o trene. Binilmesin diye var sanki!
Tek kumsala inşa...