İstanbul'un en eski semtlerinden biri olan Unkapanı'nda gün erken başlar. Sabah ezanıyla birlikte dükkânlar bir bir açılır ve birdenbire doluverir o daracık sokaklar. Berberinden fırın işçisine, işportacısından memuruna kadar her türlü insana rastlamak mümkündür o saatte.

Günün büyük bir bölümünü çalışarak geçiren bu semt, haliyle işçilerin de en uğrak yeridir. İşçiye ihtiyacı olan, her türden işin ustasını burada arar. İşverenle işçiyi buluşturur Küçükpazar. İş bulabilenler ekmek parası peşine giderken bulamayanlar da bir umutla ayrılmaz bu eski semtten. Olur ya belki bir iş düşer… Beklemek için en uygun yer yine kahvehaneler olur, birçok yerde olduğu gibi. İlk görülen kahvehaneye girilir; bir, iki, üç derken yavaş yavaş dolar mekân. Dörtlüyü kuran, oturur okey partisinin başına. İş bulamamanın sıkıntısı oyun oynayarak atılır. Hemen tüm kahvehaneler böyledir Küçükpazar'da.

Ancak öyle bir kahvehane var ki, müşterisi var ama oyun oynayanı yok! Ne tavla sesi geliyor içeriden ne de okey. İçerideki herkes pür dikkat bir noktaya odaklanmış, gözünü bile kırpmıyor. 'Nereye bakıyor bu adamlar?' diyen giriyor kahveye. İçerisi biraz loş. Gündüz gözü perdeler çekilmiş. Kahveha...