Vurulduğu günden beri kaç kez telefonlaştık hatırlamıyorum. Bu kez kalktım, İbrahim Tatlıses’i ofisinde ziyaret ettim. İddialı bir tavla maçı için randevulaştık ama o kadar yoğundu ki tavla oynayamadık. Tatlıses Kebap’ta yedik, içtik, sohbet ettik... Üstelik bir gün değil, iki gün üst üste buluştuk... Vurulduktan sonra herhalde en kapsamlı konuşması bu oldu. Her şeyi anlattı; vurulma anını, doğacak bebeğini, iş hayatını... Sohbetimiz boyunca bir tek şey rica etti; “Fotoğraf çektirmeyelim” dedi. Hay hay dedim, sohbeti akışına bıraktım. Hastanede kalem istedim, ilk kızımın adı Melek’i yazmışım Kurşunun geldiği anı hatırlıyorum. Tam arabanın içinde arkaya dönmüştüm, programla ilgili İpek Hanım’a bir şey söylüyordum. Ateş edilen arabayı görmedim, yanımızdan geçmiş... Bir ses duydum. Sonrasında damlayan kanın şıp şıp diye çıkardığı sesi hatırlıyorum sadece... Kafamın içinde damlayan bir kan mı, yoksa kanım omzuma mı düşüyor bilmiyorum. Sadece beynimin içinde giderek daha çok yankılanan bir şıp şıp sesi... İkinci kurşun burnumun ucunu sıyırıp İpek Hanım’ın boğazına saplanıyor. Zaten arabanın içinde benimkinde...