"Âlimin ölümü, âlemin ölümü" denilmiştir. Bir âlim öldüğünde bir âlem öldüğü için; sadece bunun için söylenmemiştir bu söz. Bir âlim, bir âlemi belki birden çok âlemi yanında taşıdığı, aydınlattığı, hayat verdiği için de söylenmiştir.

Zaman'dan Cengiz Aydoğdu'nun haberine göre belki de asıl anlatılmak istenen, -yaşarken kadrini kıymetini bilelim diye- her âlimin başlı başına bir âlem olduğudur. Kaldı ki, bazı dilbilimciler, "âlem" kelimesinin ilim ile amelin birleşmesine işaret ettiği yorumunu yaparlar. Bu anlamda ilmi ile amelini birleştiren, ilmini amele geçiren, bilgisini eyleme döken her insan bir âlem olma kabiliyetindedir.

Nevzat Kösoğlu, âlemler halinde Hakk'a yürüdü, çünkü Nevzat Kösoğlu âlimdi. İlmiyle âmil olacak kadar da büyük bir âlimdi. Bildikleriyle amel edecek dirayet ve cesarette bir "dava adamı" idi. Aksini düşünemeyecek tabiattaydı; yani doğruyu bildiği hâlde mukteza-yı hâl zorladığı için bildiğinden şaşmayı anlayamayacak ve anlasa da kabul etmeyecek bir karakter kumaşı vardı. Erzurumluydu; İspir'i onun kadar güzel anlatan bir daha çıkar mı bilmem. "Vaizin Söyledikleri"nde okuduğumuz İspir, bir bakıma hepimizin memleketiydi. Pek çoğumuz ay...