Bundan sadece 6 yıl önce... Bir şirketin genç bir patronuyla röportajdayız. Yıllarca yaptığı mimarlığı bırakmış, Anadolu kaplanı modelinde büyümeye çalışan İstanbullu şirketin başında büyük laflar ediyor. Ama öyle böyle büyük laflar değil. 
Çınar ağaçlarının birer birer devrildiği tekstil sektöründe dünyada marka olmaktan, başka ülkelerin pazarlarını ele geçirmekten falan bahsediyordu.
Bu büyük laflara anlam veremiyor ve ısrarla soruyordum: Herkesin kaçtığı, en büyük şirketlerin tutunamayıp onlarca yıllık markalarını satışa çıkardığı zamanda bu işe neden bu kadar para yatırıyorsunuz? 
Aslında Türkiye’nin büyük bir dönüşüm içinde olduğunu anlatmaya çalışıyordu sözleriyle. O zamanlar yerli babayiğitleri tartışıyor, ABD’den başlayıp Avrupa’nın kalbine kadar sirayet eden kriz virüsünden yatağa düşmüş Avrupa markalarının sudan ucuza satışa çıktığı haberlerine şaşırıyorduk ülke olarak. Darbe döneminin pısırıklığıyla değil Türk özgüveniyle doğmuş yeni bir işadamı neslinin gözü karalığıyla açıklanamayacak bir dönüşümün keşfiydi aslında bahsi geçen. “Eğer en iyisini biz üretebiliyorsak, neden dünyada en iyi...