Muammer Kaddafi’nin “Arap Baharı” sürecinde devrilmesiyle Libya geri dönüşü olmayan bir yola girdi. Zira halk devrimi olarak gösterilen bu hareket, kendiliğinden gerçekleşmemiş, aksine ABD başta olmak üzere, Fransa, İngiltere, Almanya ve İtalya gibi devletlerin desteğiyle zuhura gelmişti.

“Her devlet, hakimiyet kurduğu toprak üzerinde yaşayan halkına aittir” paradigmasının günümüzde Libya için geçerli olmadığını kabul etmek gerekir. Başka bir ifadeyle, “Libya -ve sahip olduğu değerli petrol- halkına bırakılmayacak kadar değerli bir ülkedir” anlayışının ülke üzerinde siyaset uygulayan egemen güçlerin temel prensibi olduğunu gizlemenin artık imkânı kalmadı. Öyle ki Kuzey Afrika genelinde ve Libya özelinde, güçlü devletler aleni bir çıkar çatışması içine girmiş durumdalar. Uluslararası hukuk ve diplomatik teamüller rafa kaldırılmak suretiyle, amansız bir cedelleşme sergileniyor. Bu cümleden hareketle, Libya’da çatışanlar arasında taraf olan Fransa’nın tutumu önem arz ediyor. Çünkü görünürde meşru Libya hükümetine muhalif en önemli Avrupa Birliği (AB) üyesi Fransa.

İtalya’nın güçsüzlüğü Fransa’ya Libya'ya yerleşme imkânı tanıdı. Ancak Türkiye’nin güçlenmesiyle, i...