Belediyecilik gerçekten zor bir iş. Bir bebeğe “Dünyaya hoş geldin” diyeceksin, yaşayanı memnun edeceksin, öleni toprağa uğurladıktan sonra mezarının yolunu, taşını, hatta üzerinde biten ayrık otunu bile takip edeceksin.
Şehir dediğin canlı bir organizma… Sürekli ilgi ister, bakım ister, hassasiyet ister. Ama işin bir de vitrini var. Her şehrin bir aynası, bir marka mekanı vardır. Trabzon’un aynası da, markası da Uzun Sokak’tır. İstanbul için İstiklal neyse, Trabzon için Uzun Sokak odur.
Siyasetçinin nabız yokladığı, esnafın siftah yaptığı, gençlerin buluştuğu, turistin ilk izlenimini edindiği yerdir Uzun Sokak. Kısacası şehrin kalbidir. Lakin o kalpte aylardır bir ritim bozukluğu var. Kaldırım taşları yerinden oynamış. Yağmur yağıyor, vatandaş ayağını basıyor ve sonuç malum… Pantolon paçası çamur, ayakkabı su içinde. Hele ki turistse, ilk cümle şu oluyor: “Burası mı meşhur Uzun Sokak?”
Bu mesele yeni değil. Şikayetler aylardır dillendiriliyor. Esnaf homurdanıyor, vatandaş söyleniyor. Ama ortada ne...